Psikoloji

Kız çocukları depresyona daha yatkın

Araştırmalara göre kızların sorunlara karşı tepkisi, dışarı vurmaktan çok içine atmak şeklinde. Bu nedenle erkeklere göre depresif belirtiler gösterme ihtimalleri daha fazla.

Çocuklarda depresyon görülme oranı yüzde 3-5 arasındayken, ergenlerde bu oran yüzde 4-8’e kadar çıkabiliyor.

Acıbadem Etiler Tıp Merkezi'nden Psikolog Reyan Kanyas, depresyon belirtilerinin cinsiyete göre de değiştiğini söylüyor. Araştırmalara göre kız çocuklarının sorunlara karşı tepkisi, dışarı vurmaktan çok içine atmak. İşte bu tepki nedeniyle erkeklere göre depresif belirtiler gösterme ihtimallerinin daha fazla olduğunu belirten Psikolog Kanyas, çocuklarda depresyon geçirme olasılığını arttıran nedenleri şöyle sıralıyor:

"Ailede depresyon geçiren bireylerin olması, aile içi problemler, anne-baba arasındaki sürekli çatışmalar, kişiler arası ilişkilerdeki problemler, terkedilme korkusu ve kayıplar… Stres altında bulunan çocuklar, dikkat eksikliği, öğrenme veya davranış bozukluğu olan çocukların da depresyon yaşama riski daha yüksek oluyor."

Takıntılı biriyle yaşamak nasıl bir duygu?

Aldatılma, simetri, kontrol, dini, cinsel, büyüsel ve temizlik gibi takıntılar kuşkusuz kişinin hayatını zorlaştırıyor. Peki takıntılı biriyle yaşayanlar bu durumdan nasıl etkileniyor?

Kişinin doğru ve mantıklı olmadığını bilmesine rağmen aklından atamadığı düşünceler takıntı, yani obsesyon olarak tanımlanıyor. Takıntı, kişinin kaldıramayacağı kadar yoğun bir acı yaşaması sonucu ortaya çıkabiliyor. Kişiyi üzecek, acı verecek ve mutsuz edecek durumlarla karşı karşıya gelmek takıntıyı tetikleyebiliyor.

Uzman Psikolog Alanur Özalp'a göre, bir düşüncenin 'takıntı' şeklinde tanımlanması için bazı şartların olması gerekiyor.

"Tekrarlayıcı ise, bazı açıklayıcı bilgiler almasına rağmen, aynı düşünce yeniden kişinin aklına geliyorsa, kişi bu düşüncenin mantıksız olduğunu biliyorsa, zamanla sayısı artıyor, nesnesi değişiyor ve çoğalıyorsa bu takıntıdır. Örneğin, otobüse binemeyen bir kişi, bir süre sonra taksiye de binemez, bir süre daha geçtikten sonra ise hiçbir taşıtı kullanamaz hale gelebilir."

Depresyon intihara sürükler mi?

Alman kaleci Robert Enke’nin depresyona girip intihar ettiği iddiaları akıllara depresyonun intihara neden olup, olmayacağını getirdi.

Depresyon çoğu zaman hafife alınsa da aslında ileri sonuçları ölüme kadar götürebiliyor. Bunun en son örneği ise Alman kaleci Robert Enke oldu. Bir zamanlar Fenerbahçe'de de forma giyen 32 yaşındaki furbolcu intihar edince akıllara depresyon ve intihar ilişkisi geldi. Peki depresyon ne zaman intihara sürükler, ne zaman ciddiye alınması gerekir. Konuyla ilgili görüştüğümüz Psikiyatri Uzmanı Dr. Ali Hilmi Yazıcı depresyonun ciddi boyutları hakkında bilgi verdi.

Depresyon gerçekten intihara kadar götürür mü?

Depresyon hafiften çok ağır tablolara kadar uzanan geniş bir yelpazede klinik olarak karşımıza çıkabilir. Tüm intihar girişiminde bulunan insanların en az yüzde 70 klinik olarak depresyon içindedirler. Depresyon bu yüzden intiharlar içinde tedavi ile düzelebilecek en önemli sebeptir.

Depresyonun belirtileri nelerdir?

Depresyon duygu, düşünce, beden ve davranış üzerinde değişiklikler yaparak belirtiler ortaya çıkarır.

Duygu Üzerinde

Depresyon Nasıl Tedavi Edilir?

Antidepresan ilaçlar (depresyon tedavi edici ilaç) hastaların %60-80’inde düzelmeye yol açar. Tedavi uzun sürelidir ve ilaçların düzenli kullanılması gerekir. İlaçların etkisinin ortaya çıkması birkaç haftayı bulur. Bu yüzden “bu ilaç bana yaramadı” diye düşünüp birkaç günlük kullanımdan sonra kesmek yanlıştır. İlaçların etkisi kişiden kişiye değişir. Her ilaç her hastaya iyi gelecek diye bir kural yoktur.

Yine her ilaca bağlı oluşabilecek yan etkiler de farklıdır. Bir yakınınız depresyon geçirdi ve tedavi oldu ise aynı gruptan ilaçlar size de iyi gelebilir. Bazı hastalarda birden fazla ilaç kullanımı, psikoterapi (profesyonel kişiler tarafından özel teknikler kullanılarak yapılan konuşma tedavisi) ile ilaç tedavisinin birlikte kullanımı veya başka tedavi yöntemlerinin kullanımı gerekebilir. Hangi ilacın iyi geldiği ve hangi dozda kullanılması gerektiği genelde deneme yanılma yolu ile tespit edilir. Bu nedenle tedaviye başladıktan sonra doktorunuz ile bağlantıı kesmeyin, düzenli kontrollerinize gidin, sık doktor değiştirmekten kaçının ve tedavinin uzun süreli olduğunu unutmayın.

Yapılan araştırmalar çoğu hastada tek başına antidepresan ilaç kullanımından ziyade ilaç ve psikoterapinin birlikte kullanımında daha iyi sonuçlar alındığını ortaya koymuştur.

Depresyon tedavisinde kullanılan yöntemler kısaca şöyle özetlenebilir:

Uyku, ruh sağlığının aynası

Uykularınız düzenliyse genellikle ruh sağlığınız da yerinde demektir. Aşırı uyku ya da uykusuzluk, ruhunuzun derinliklerinde bir sorun olduğunun göstergesidir. Rüyalar ise geleceğinizle değil, geçmişinizin derinlikleriyle ilgilidir...

Uykunun, kişinin fizyolojik olduğu kadar psikolojik durumunu da yansıttığı, bu nedenle uykunun verdiği sinyallerin iyi değerlendirilmesi gerektiği belirtildi.

Ege Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Çelikkol, “Uykularınız düzenliyse genellikle ruh sağlığınız da yerinde demektir. Aşırı uyku ya da uykusuzluk, ruhunuzun derinliklerinde bir sorun olduğunun, belki bir ruhsal bozukluk içinde olduğunuzun göstergesidir” diye konuştu.

Prof. Dr. Çelikkol, olağan uyku saatinde yatağa girildiğinde uyumakta güçlük çekilmesi veya sabah erken uyanılması, sık uyku bölünmesi hallerinde de benzer sorunların varlığına dikkati çekerek, şunları söyledi:

Ekonomik kriz sağlığı etkiliyor

ABD’de başlayarak tüm dünya piyasalarını etkisi altına alan ekonomik krizin insan sağlığını da olumsuz etkilediği bildirildi.

Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi Dahiliye Bölüm Şefi Doç. Dr. Sedat Demir, ekonomik kriz gibi insanların günlük hayatlarını, yaşam tarzlarını değiştiren olayların, beden sağlığını etkilediğini söyledi.

Bu tarz ortamlarda insanların çok ciddi psikolojik baskı altında kaldıklarını, hayatlarının bir anda değişmesinin depresyon, içe kapanma veya kendine güveni yitirmeye neden olduğunu ifade eden Demir, psikolojik baskının, bedensel yansımaları da beraberinde getirdiğini, psikolojik durumların, organların çalışmasını, kalp damar ve sindirim sistemi ile metabolik dengeyi bozduğunu kaydetti.

Doç. Dr. Demir, polikliniklere organik yakınmalarla gelen hastaların büyük bölümünde, neredeyse yüzde 60-70’inde, altta yatan psikolojik bir etken olduğuna işaret ederek, “Bu psikosomatik hastalıklar dediğimiz grup. Psikolojik problemlerin, somatik yani bedensel yansımaları oluyor. Sonuç olarak, kriz ortamlarının getirdiği psikolojik baskı, beden sağlığını bozuyor diyebiliriz” dedi.

Mutlu Yaşam Önerileri

Her sonucun bir nedeni vardır.İnsanın yaşamında; negatif ve yanlış düşünce ile gelişim durmuş, insan yaşamındaki herşey yıkıma uğramıştır.

İNSAN neyi, nasıl düşünür ve konuşursa öyle hisseder, herşeyi düşünce ile kontrol edebilirsiniz. Nasıl bakarsanız öyle görürsünüz. Aynı olay veya madde farklı açılardan farklı görünür. Bu sonuç doğaldır. Örneğin bir arabaya yandan bakan kapılarını görürken önünden bakan farlarını görür gibi ve farklı açılardan bakan bu insanların aynı şeyi görmedikleri için birbirlerini suçlamaları saçma olur.

İnsanoğlu konuşmalarında pozitif (olumlu), mutluluk, huzur vs. kelimelerini içeren cümleler kullanıyorsa; bilinçaltı bu kelimeleri ifade eden düşünce ile dolar ve insan kendini gerçekten mutlu hisseder. Aksine; olumsuz kelimeleri düşünür, konuşmalarında kullanır ise gergin, uyumsuz, mutsuz bir kişi olur. Yani mutluluk veya mutsuzluk, huzur veya gerginlik tamamıyla insanın kendi elinde olan bir sonuçtur. Arkadaşlığın temelinde de bu vardır. Bu kelimeleri kendisi kullanamayan insan kullanan insanlarla beraber olduğu için mutlu olur buna arkadaşlık denir. Aslında her şey insanın kendi elindedir.

Örtük Mutluluk Teorileri

Örtük veya zımni mutluluk teorileri, sosyal düşünceyle ilgilenen sosyal psikologların dikkatini çeken ve insanların günlük yaşamlarında ürettikleri teorilerdendir.

Bu teoriler, insanların kendilerinin veya diğerlerinin yaşamlarındaki mutluluk konusunda ortaya attıkları açıklamaları kapsamaktadır. Örneğin bu teoriler, insanların mutluluğun kaynağında diğerleriyle ilişki, aşk, iyi bir evlilik, dostluklar, çocuk sahibi olmak gibi hususları gördüklerini ortaya koymaktadır.

Üniversite öğrencileriyle yapılan bir araştırmada (Klinger, 1977), "Yaşamınıza anlam veren şey ne?" sorusuna örneklemin %89´u, ´diğerleriyle ilişki´ (aşk, dostluk aile ilişkileri) cevabını vermiştir. Campbell´in (1981) anket sonuçlarına göre mutluluk kaynakları arasında, mutlu bir evlilik, hoş bir aile yaşamı ve güvenilecek dostlara sahip olma öne çıkmıştır.

İçerik yayınları