Kişisel Gelişim

Çimlerin Dayanılmaz Takdiri

Bir tatil sitesi. Bir aylık ev kiralanmış. Maksat çocuklar mutlu olsun. Sığ bir denizde yüzebilsinler, akşam gazinoda saat 12.00’ye kadar güvenli bir ortamda gezebilsinler, bisiklete binebilsinler.

Her şey güzel. Yerleşildi. İlk birkaç günün telaşesi, hava çarpmasına ait ufak tatsızlıklar ile uğraşıldı, kira evinde bulunmayan ama olması gereken şeyler için ufak tefek alışverişler yapılıyor, park yerinden gelirken de bir çimenlik üçgen alan var, eldekilerle oradan geçiyor bazen anne. BAZEN...

Çünkü ne zaman her zekası fena olmayan insan gibi bir üçgeninin en uzun kenarından dolaşıp karşıda gördüğü eve ulaşmak yerine üçgenin içinden geçen bir yol tutturuyor, hatta bazen yalınayak. Elbette Türkiye’de büyümüş bir kişi olarak suçluluk duyarak yapıyor bunu... Bir izleniyor olma duygusu içinde.“Çimlere basmayınız” tabelaları (yanında çiçek resmi olanlar) kazınmış çocuk hafızasına ve kaç kere parklarda bekçiler kovalamış onu. Kesin birisi görüyordur ama neyse hadi geç! Belki burada normal karşılanır. İNŞALLAAAH deyip geçiyor.

Dünden sonra yarından önce – I

Hiç ne beklediğinizi bilmeden günler boyu beklediniz mi bir şeyi… Hatta belki yıllar boyu beklediniz. Hep sanki bir şeyler olacak da hayatınız yön değiştirecek diye. Her köşe başında acaba karşıma çıkar mı diye umdunuz. Her sabah uyandığınızda bu gün benim günüm dediniz. Her yılbaşı sizin için mükemmel bir yılın başlangıcı sandınız. Her gece yatarken yarın mutlaka dediniz. Her bayramda bir dahakine inşallah. Hep beklediniz beklediniz beklediniz…

Tıpkı çocukluğumuzdaki masallar gibi olacaktı değil mi? Bir gün hiç ummadığımız bir anda biri çıkıp her şeyi düzeltecekti. Muradımıza erip sonsuza kadar mutlu olacaktık. Pozitif düşünüp, umudumuzu hiç yitirmeyecektik. İşimizi kaybettiğimizde hep daha iyisi gelecek diye bekleyecektik. Boşandığımızda daha iyi evliliği hedeflemiştik. Kocamız bize daha çok ilgi gösterecek, karımız daha anlayışlı olacaktı. Çocuklarımız sınıflarını en iyi notla geçecekti. Patronumuz bizi takdir edecek, terfi edecektik. Ticarette kar edecektik. Ekonomik kriz bizi vurmayacaktı. Hatta çarçabuk geçip gidiverecekti. Tıpkı masallardaki gibi muradımıza erecektik.

Mutlu Yaşam Önerileri

Her sonucun bir nedeni vardır.İnsanın yaşamında; negatif ve yanlış düşünce ile gelişim durmuş, insan yaşamındaki herşey yıkıma uğramıştır.

İNSAN neyi, nasıl düşünür ve konuşursa öyle hisseder, herşeyi düşünce ile kontrol edebilirsiniz. Nasıl bakarsanız öyle görürsünüz. Aynı olay veya madde farklı açılardan farklı görünür. Bu sonuç doğaldır. Örneğin bir arabaya yandan bakan kapılarını görürken önünden bakan farlarını görür gibi ve farklı açılardan bakan bu insanların aynı şeyi görmedikleri için birbirlerini suçlamaları saçma olur.

İnsanoğlu konuşmalarında pozitif (olumlu), mutluluk, huzur vs. kelimelerini içeren cümleler kullanıyorsa; bilinçaltı bu kelimeleri ifade eden düşünce ile dolar ve insan kendini gerçekten mutlu hisseder. Aksine; olumsuz kelimeleri düşünür, konuşmalarında kullanır ise gergin, uyumsuz, mutsuz bir kişi olur. Yani mutluluk veya mutsuzluk, huzur veya gerginlik tamamıyla insanın kendi elinde olan bir sonuçtur. Arkadaşlığın temelinde de bu vardır. Bu kelimeleri kendisi kullanamayan insan kullanan insanlarla beraber olduğu için mutlu olur buna arkadaşlık denir. Aslında her şey insanın kendi elindedir.

Mutluluğun İnsan Üzerindeki Etkileri

Mutlu bir beyin, bedende güçlü olumlu etkiler yaratıyor. Mutluluğun doruklarına tırmanan, bedenin grip aşısına tepki olarak ürettiği ortalama antikor miktarından yüzde 50 daha fazlasını üretiyor.

Wisconsin Üniversitesi´´nde psikoloji ve psikiyatri profesörü Richard Davidson meslektaşları arasında mutlulukla ilgili araştırmaların kralı olarak bilinir. Bu buluşunu gerçekleştirdiğinde, beynin ön lobdaki etkinlikleriyle, derin düşüncelere dalmanın verdiği bir tür neşelenme arasındaki bağlantıyı araştırıyordu. Bu araştırma bulgularını "Proceedings of the National Academy of Sciences" dergisinde yayımladı. Davidson´´a göre mutluluk, beyinde bile bile yaratılan fiziksel bir durumdur.

Araştırma bununla da kalmıyor: Bilim İnsanları, mutlu bir beynin taşıdığı fiziksel özellikleri kavradıkça, bunların bedenin geri kalan bölümleri üzerinde de güçlü bir etki yarattıklarının ayırdına vardılar.

Örtük Mutluluk Teorileri

Örtük veya zımni mutluluk teorileri, sosyal düşünceyle ilgilenen sosyal psikologların dikkatini çeken ve insanların günlük yaşamlarında ürettikleri teorilerdendir.

Bu teoriler, insanların kendilerinin veya diğerlerinin yaşamlarındaki mutluluk konusunda ortaya attıkları açıklamaları kapsamaktadır. Örneğin bu teoriler, insanların mutluluğun kaynağında diğerleriyle ilişki, aşk, iyi bir evlilik, dostluklar, çocuk sahibi olmak gibi hususları gördüklerini ortaya koymaktadır.

Üniversite öğrencileriyle yapılan bir araştırmada (Klinger, 1977), "Yaşamınıza anlam veren şey ne?" sorusuna örneklemin %89´u, ´diğerleriyle ilişki´ (aşk, dostluk aile ilişkileri) cevabını vermiştir. Campbell´in (1981) anket sonuçlarına göre mutluluk kaynakları arasında, mutlu bir evlilik, hoş bir aile yaşamı ve güvenilecek dostlara sahip olma öne çıkmıştır.

Güç peşinde koşarken kaybedilen mutluluklar

İnsanların daha güçlü olabilmek için verdiği çabaları izliyorum.

Gayretlerin hırs haline gelişine tanıklık ediyorum. Amaçlarına ulaşmak adına sattıkları mutluluğun farkına varamayanların koşturmacasını, günlük hayat içinde defalarca görmek mümkün. Neyi, ne adına yaptıklarının farkına varmadıkları için, düştükleri tuzağın da ne olduğunun ayrımını anlayamadan yaşanan süreçleri sadece seanslarımda dinlemiyorum, çevremde gözlemlediğim insanlarda, okuduğum gazete haberlerinde her gün yeni örnekler görüyorum.

Her birimizin yaşamdaki en temel arayışı güvendir. Yaşam amaçlarımızı belirleyen temel motivasyon, aslında sahip olduğumuz kaygıya karşı bir güvence sağlama arayışından başka bir şey değildir. Yani diyebilirim ki; güç peşinde koşturan bir insanın aslında yaşamında ciddi biçimde başa çıkmaya çalıştığı çaresizlik duyguları mevcuttur. Kurguladığım bu temel psikolojik mantık dizinini takip edersek, saygınlık peşindeki bir kimsenin de aslında küçük düşmekle ilgili ciddi temel korkuları olduğunu söyleyebiliriz.

Öfke patlamalarını engellemek için ne yapmalıyız?

Nedenleri ne olursa olsun, öfke patlamalarının iş yaşamında doğurduğu sonuçların hiç de iyi olmadığını hepimiz biliyoruz. Ancak bazen kaçınılmaz gibi görünen bu durumun oluşmasını engellemek için ne yapabiliriz?

Bu, yaşamın bir gerçeği: İş yaşamında başarılı olmak istiyorsanız, yöneticinizle, iş arkadaşlarınızla, iş ortaklarınızla ve müşterilerinizle etkili bir iletişim içinde olmanız gerekiyor. Bu iletişim bazen bir dilden diğer bir dile geçmeyi de kapsayabiliyor.

Örneğin isteklerinizi yöneticilerinize anlatırken kullandığınız dil ile iş ortaklarınıza veya potansiyel müşterilerinize anlatırken kullandığınız dil aynı olamıyor.

Hepimizin bildiği gibi, bazı durumlarda dil yetersiz kalıyor ve iletişim bir tıkanma noktasına geliyor. Bu noktada isteklerini anlatmaya çalışan kişi öfkeli, sinirli ve fazla duyarlı bir hale gelebiliyor. Öfke patlamaları da bu ruh halinin körüklenmeye devam ettiği noktalarda ortaya çıkıyor. Öfke duygusuna yenik düştüğünde artık insan elinde olmadan sesini yükseltiyor, düşünmeden konuşuyor ve sonuçlarını düşünmeden kararlar alabiliyor.

İçerik yayınları